« Önceki |

22/2/2008

“Kalpazanlar”

En İyi Yabancı Film Oscar’ının Sahibi “Kalpazanlar” 28 Mart’ta Sinemalarda

80. Oscar Ödülleri sahiplerini buldu. Nazilerin ön ayak olduğu en büyük kalpazanlık operasyonunun baş kahramanı Salomon Sorowitsch’in gerçek yaşam hikâyesi olan Kalpazanlar akademi tarafından En İyi Yabancı Film seçildi. Stefan Ruzowitzky’nin yönettiği ve Karl Markovics, August Diehl, Devid Striesow ile Martin Brambach’in oynadığı film 28 Mart’ta Chantier Films tarafından gösterime çıkarılıyor.

14/11/2007

Musallat’ Olacaklar

‘Türk ve Dünya sinemalarında ilk kez bir cinin tasvir edilerek beyazperdeye yansıtıldığı film’ olarak lanse edilen ‘Musallat’, 16 Kasım’da vizyona girecek. ‘Zaga’, ‘Şok’, ‘Dikkat Şahan Çıkabilir’ gibi televizyon işlerinden tanıdığımız Alper Mestçi’nin senaryosunu yazıp yönettiği korku filmi ‘Musallat’, birbirini seven iki gencin öyküsünden yola çıkarak, cinlerin insanlarla ilişkilerini ve cinler konusunda bilinmeyen gerçekleri(!) gözler önüne serme iddiasında.

 

Hacı Burhan Kasavi’nin gerçek olduğunu iddia ettiği olaylardan yola çıkarak kaleme aldığı yaşamından kesitler sunan filmde Burak Özçivit, Biğkem Karavus ve Kurtuluş Şakirağaoğlu rol alıyor. 180 kopyayla vizyona girmesi beklenen film cinlerin yanı sıra film, yapımcı (Banu Akdeniz), yönetmen ve başrol oyuncularının da ilk sinema filmi. Görüntü yönetmenliğini Feza Çaldıran’ın üstlendiği ‘Musallat’, Hollywood’dan transfer Ben Nye imzalı makyaj ve Cem Gül’ün görsel efektleriyle de iddialı.

  

SIFIR DEDIGIMDE -
( Derin derin nefes almaya baslamani istiyorum, sakinlesiyorsun Bir Varmis Bir Yokmus…)

 

Gösterim Tarihi: 02 Kasım 2007

Dağıtım: Best Line Pictures

YAPIM ŞİRKETİ: SEKANS

 

YÖNETMEN:

Gökhan Yorgancıgil

 

OYUNCULAR: (ada göre alfabetik sıra)

Damla Tokel

Görkem Yeltan

Hazım Körmükçü

Oktay Kaynarca

Özge Özder

Özhan Carda

Semih Sergen

 

ÖYKÜ - TRETMAN & SENARYO:

SEKANS SENARYO GRUBU

Alihan Aydın

Aslı Avcu

Cem İşeri

M.Akif Malatyalı

Murat Pay

Okan Çullu

Sabri Naşit Battlo

Ümit Cankay

 

GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ:

Doğan Sarıgüzel

 

MÜZİK:

Volkan Topsakal

 

KURGU:

Savaş Fatih Doğan

 

YAPIMCILAR:

Şakir Sarı

Gökhan Yorgancıgil

M.Akif Malatyalı

 

 

SİNOPSİS:

Aslı, Güzel Sanatlar Fakültesinde Resim bölümünde son sınıf öğrencisidir. Okulun sonlarına doğru birgün, çok sevdiği bir hocasından antika değerinde eski tarihli orijinal bir kitap ödünç alır. Kitabın da içinde olduğu çantasını o gün kaybeder. Ancak çantasını nerede ve nasıl kaybetmiş olabileceği hakkında en ufak birşey hatırlamamaktadır. En yakın arkadaşı, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi Nevin, kitabı nasıl kaybettiğini hatırlamaya çalışırken gittikçe bunalıma sürüklenen Aslı’yı bir psikiyatriste götürür. Psikiyatrist dr. Melih rijit bilimsel fikirleri olan bir bilimadamıdır. Aslı’yı görür görmez teşhisini yapar: Dissosiyatif Amnezi. Ve bu tanıya en iyi cevap veren tedaviyi uygulamak ister. Hipnoz… Aslı başlangıçta çekinse de hipnoz olmayı kabul eder.


Melih, böylece Aslı’yı hipnoz seansı içinde, kitabı kaybettiği güne geri gönderir. Aslı o gün yaşadıklarını, zihninde tekrar yaşar. Kitabı bir telefon kulübesinde kaybettiği ortaya çıkar. Gizemli konulara meraklı olan Nevin’in ısrarları ve Melih’in, Aslı’nın bir başka psikiyatrik rahatsızlığı olup olmadığını anlamak istemesi, Melih’in hipnoz senasına değişik bir yön vermesine sebep olur: Aslı’yı telefon kulübesinin önünde bekletir ve çantasını kimin aldığını gözlemlemesini ister. Telefon kulübesinde bekleyen Aslı, kısa bir süre sonra yaşlı bir kadının çantayı farkedip, alıp ve uzaklaştığını görür. Melih, Aslı’ya telkin eder: “Yaşlı kadını takip et”. Aslı takip ederken ve gördüklerini seansı takip eden Melih ve Nevin’e anlatırken, birden, korku içinde irkilir. Hipnoz dünyasının içinde tanımadığı birisi tarafından gözetlenmektedir. Dehşet içinde kalan Aslı, aceleyle uyandırılır.

Reel dünyadan hipnoz dünyasına geçişlerle, gizemli karakterler ve gizemli olaylar gün yüzüne çıkacaktır. Yıllar boyunca gizli kalmış aile sırları, doğu masallarının gizemli dünyasına yapılan bir yolculuk, İstanbul açıklarındaki gizemli Burgaz Ada’ya, gecenin içinde yapılan bir vapur yolculuğuyla keşfedilecektir.

Aslı, hayata karşı farklı bir bakış açısını keşfetmeye başlamıştır. Nevin, bilimsel düşünceyle mistik düşünceler arasında gelgitler yaşar, Melih ise olayların sonuçlanmasıyla kendisini Karl R.Popper ve Paul K.Feyerabend’in fikirlerinin öğrenmeye çalışırken bulur. Belki de psikiyatri literatürüne girecek bir “vaka” sayesinde, bilimsellik üzerindeki fikirleri düzey atlamıştır.

 

KARAKTERLER

ASLI

İçine kapanık, duyarlı, takıntılı…

1983’te ailesinin tek çocuğu olarak İstanbul’da doğar. Babası Tarık Bey, orta-büyük çaplı bir şirkette, son 15 yılda müdür/yardımcı müdür olarak toplam 25 yıl kadar çalışır ve emekli olur. Karı-koca birkaç kez boşanmayla sonuçlanması beklenen evlilik sorunları yaşarlar. Son anda Aslı’yı düşünerek boşanmamaya karar verirler ama aylarca ayrı yaşamışlardır. Bu sıkıntılı ve ayrılık dönemlerinin Aslı’nın kişiliği üzerinde büyük etkisi olur. Annesi Sema Hanım, İstanbul’da değişik liselerde Fransızca öğretmeni olarak görev alır. Şu günlerde yaşlı çift emekliliklerini yaşamaktadırlar. Ne var ki Sema Hanım göğüs kanseri tedavisi görmekte ve son 2 ayda ameliyat ve hastanede yoğun bir tedavi süreci yaşamaktadır. Tarık Bey gençlik yıllarından beri özellikle yağlıboya olmak üzere resim sanatıyla ilgilenir, kendine kişisel sergi açmak istemektedir. Kızı Aslı’nın da resmi tercih etmesinde en büyük etken Tarık Bey olmuştur. Ama bir yandan sadece ressamlıkla değil aynı zamanda ileride resim öğretmenliği yapıp, kendisini garantiye alacak, eğitim derslerini de okuldayken alması için kızına baskı yapmıştır. Aslı ise öğretmenlik yapabileceğini düşünmemektedir. Ailesi ve Aslı çocukluğundan beri Caddebostan’daki kendilerine ait evlerinde yaşamışlar, Aslı ilkokulu Bostancı’da, ortaöğrenimini ise özel bir lisede okumuştur. Lise yıllarında dersleri bir iki kez teşekkür belgesi alacak seviyede kalır. Öğretmenleri veli toplantılarında Tarık Bey ve Sema Hanım’a “kendini derslere verse çok başarılı olabilecek bir öğrencimiz, ama derslerine önem vermediğini, konsantre olmadığını düşünüyoruz” derler. Rehberlik öğretmenleri ailesine, “mutlaka kendisine okul dışı uğraşlar bulmalı” dedikleri Aslı, babasının da teşviğiyle 14 yaşındayken resim sanatı ile tanışır. Aslı’yı çocukluğunda çok etkileyen kişilerden biri ilkokul öğretmeni Hüseyin Bey olmuştur. Hüseyin Bey, Aslı’ya, sınıfın zeki ve başarılı öğrencilerinin yanında her zaman özel bir öğrenci olarak ilgi göstermiştir. Hüseyin Bey, Aslı’ya kitap okuma zevkini aşılamış, öte yandan geleneksel kültüre olan sevgisi sayesinde Aslı’nın ilgisini Doğu kültürüne çekmeyi başarmıştır. Aslı, batı resim sanatından çok Hint ve İslam dünyasının sanatlarına karşı daha meyilli olmuştur. Doğu gizemleri ve masalları her zaman başucunda olmuştur. Üniversite sınavında sadece resim okumak istediğine karar vermesi evinde ufak çaplı tartışmalara sebep olduysa da tüm ailenin onayıyla Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nü kazanmıştır. Aslı’nın evin tek çocuğu oluşu hayatının ilk yıllarında onu tek başına oyun oynamaya alıştırmış, okul yıllarında da kendisine çok yakın ve çok sayıda arkadaş edinmemiştir. Edinememiş midir yoksa edinmemiş midir, anne-babası tarafından hep tartışılan bir konudur. Sema hanım ve Tarık beyin bütün anlaşmazlıklarını Aslı’nın önünde tartışmaları, Aslı’nın küçük yaşlardan itibaren bütün aile kavgalarına ayrıntılarıyla şahit olması zaten duyarlı bir kişiliğe sahip Aslı’da derin yaralar açmıştır. Evdeki aylarca süren huzursuzluğu boyama kitaplarında, masal, hikaye kitaplarında bulmuştur. Kendisine küçük yaşlarından itibaren tek kişilik bir dünya kurmuştur. Ergenlik döneminde yaşıtlarının aksine sosyalleşmekten bilinçli bir şekilde uzak durmuştur. Okul arkadaşları onu “garip bir kız” olarak görmüşlerdir. Bir keresinde sınıfındaki bir başka kızdan bir kalem çaldığı hakkında bir suçlama duyduğunda hiçkimsenin beklemediği bir duygu patlaması yaşamış, öğretmenleri bile onu sakinleştirememiş, yakınlardaki bir özel hastaneye acilen götürülmüştür. Yaşadığı patlamanın ardından bütün vücudu taş kesilen Aslı’ya karşı uzunca bir süre okulunda “özel öğrenci” tavrı takınılmıştır. Bu da Aslı’nın hayatında yer etmiş kötü anılardan biridir. Hayatının en güzel anları ise babası ile birlikte resim çalışmaya başladığı ilk zamanlardır. Ama bu güzel günler anne-babanın ayrılığı yüzünden uzun sürmemiştir. MÜGSF’deki Aslı çok az konuşan, saçlarına giyim kuşamına özen göstermeyen, bazen bütün bir gün tek kelime etmeyen bir öğrencidir. Kantinde hiç bulunmaz. Sadece, nadiren kırtasiye almak ve bir bardak çay içmek için… Çizimleri ve resimleri de diğer öğrencilerden farklıdır. Öğretmenlerinden özellikle Müfit, Aslı’daki farklılığa dikkat etmekte, Aslı’nın sanatının çok önemli noktalara geleceğine inanmaktadır. En yakın arkadaşı ilkokula birlikte gittiği Nevin’dir. En iyi iletişim kurduğu insan Nevin’dir. Ama çoğunlukla Nevin’le ters düşer. Buna sebep Nevin ve Aslı’nın bütünüyle farklı karakterlerde oluşudur. Nevin’in bitmeyen istekleri vardır, Aslı ise çoğunlukla hiçbir şey yapmak istemez. Aslı konuşurken kimsenin yüzüne bakmaz. Nevin konuşurken Aslı’nın gözlerini görmek için çoğu zaman çok yakına sokulur. Aslı hep kısık sesle konuşur. Çoğunlukla kambur durur. Saçları uzun ve düzdür ve çoğu zaman yüzünü, yanaklarını kaplar. Aslı çevresinde olup bitenlere karşı çok ilgisizdir. Yolda yürürken, okulda… Ne var ki bu asosyallik hastalık derecesinde değildir. Az da olsa zaman zaman konuşur. Konuştuğunda onun için mutlaka önemli birşeyden bahsediyordur ama bu konu başkaları için hiç önemli olmayabilir. Okulda bir iki arkadaşıyla not kitap alışverişi yapar onun ötesinde bir okul arkadaşlığı yoktur. Nevin ise kendi okulunun bitiminde neredeyse haftanın 2-3 günü mutlaka Aslı’nın yanına gelir ve Aslıyı sinemaya, alışverişe götürmeye çalışır. Kimi zaman kendileri için özel yerlerde çay kahve içerler. Genellikle Nevin konuşur, Aslı, Nevin’in anlattıklarına yorumlar getirmekle yetinir. Aslı Nevin’in anlattığı herşeyde kendi yaşamadığı şeyleri görmekte ve Nevin’e bu yüzden her geçen gün daha çok bağlanmaktadır. Aslı okulu bitirince bir resim atölyesine sahip olmak istemektedir. Bu atölyeden, gelecek öğrencilerle para kazanmayı değil sadece özgürce resim yapabilmek için uygun bir yer olmasını ummaktadır. Ailesi bu fikre pek sıcak bakmamaktadır. Gelir düzeyi iyi olan aile Aslı’nın yine de kendi ayakları üzerinde kalabilmesini istemektedir. Aslı onuruna çok düşkündür. Belki de bu yüzden karşı cinsle ilgili hiç bir deneyimi olmamıştır. Sadece lise yıllarında başka bir sınıftan bir genci uzaktan sevmiş, gencin bir başka kızla çıkmasından sonra gururunun çok güçlü olduğunu ve onu asla zedelemek istemediğini farketmiştir.

 

NEVİN

Deli dolu maceracı bir babanın, içine kapanık agresif bir annenin, dışa dönük, hareketli, neşeli, hiperaktif kızı.

O da Aslı gibi 1983 doğumludur. Deli dolu maceracı bir babanın, içine kapanık agresif bir annenin, dışa dönük, hareketli, neşeli, hiperaktif kızıdır. Kendisinden yaşça yirmi yaş büyük bir abisi vardır. İhtiyarlamış anne ve babasıyla birlikte kalmaktadır. Emekli bankacı babası ilerlemiş yaşına rağmen hala son derece şık giyinip katıldığı briç partilerinde genç-yaşlı bütün bayanlara kur yapmaktadır. Annesi artık eşinin çapkınlıklarını takip etmek ve üzülmekten yorgun düşmüştür. Nevin’in çocukluğu ve gençliği babasının kumarbazlığı ve çapkınlığı konsunda evde yaşanan tartışmalarla geçmiştir. Herşeye rağmen anne ve babasının evliliği Aslı’nınkilerden her zaman daha iyi durumda olmuştur. Nevin herşeye anlık tepkiler verir. Duygu ve düşüncelerini gizlemeyi asla başaramaz. Olumsuz bir durumu asla kabullenemeyen bir kişiliği vardır. Mücadeleci, durduğu yerde duramayan, ama çoğu zaman da attığı yanlış adımları toparlamaya çalışan biridir. Yüksek bir IQ’ya sahiptir çok fazla ders çalışmamasına rağmen bütün okul hayatı boyunca dersleri hep iyi olmuştur. Sadece üniversiteye hazırlık yıllarında çok yoğun ders çalışmak zorunda kalmıştır. Kendi kendisine istediğinde disiplinli çalışabileceğinin ispatı olarak o yıllarını görmektedir. Maymun iştahlıdır. Pek çok hayali pek çok isteği bir gün en önemli şeylerken ertesi gün bambaşka hayallere kapılabilir. Nevin sadece Aslı’ya güvenmektedir. Her zaman için kendisini sakinleştirecek, hareketli duygu ve düşünce dünyasında sığınılacak sakin bir liman olarak gördüğü Aslı’yı çok sevmektedir. Hareketli aşk ve hayal dünyasında olup biten herşeyi mutlaka Aslı ile paylaşır. Ama sadece Aslı ile… Aşk hayatı hareketlidir ama kolay bir kız yada çapkın değildir. Çok sık aşık olur ama çoğunlukla uzaktan. M.Ü. tıp fakültesinde son sınıfta okumaktadır. Kendi okulundan arkadaşlarıyla birkaç ay süren sevgililikler yaşamış ama duygusal açıdan hiç mutlu olmamıştır. Sevdiklerini çok idealleştirmiş ama gerçeklerle yakından yüzleşince ilişkileri Nevin açısından hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. İçinden bir ses kendisinden yaşça daha büyük birine aşık olması gerektiğini söylemektedir. Dr. Melih Değirmenci de bu durumda ilk aday gibi görünmektedir. En yakın arkadaşı Aslı’nın ruhsal açıdan zor durumda olması karşısında onu Melih Değirmenci’ye götürme konusunda kendi içinde bir hesaplaşma yaşamıştır. Acaba kendi gizli duyguları ile arkadaşının ihtiyaçlarını birbirine mi karıştırmaktadır? Aslı’yı okulunda ziyaret ettiği bir gün anlık bir kararla Melih’i ziyaret etmenin doğru olacağına inanmıştır. Her türlü fala, pek çoğuna inanmasa da, aşırı ilgi gösterir. Gizemli konulara karşı çok ilgisi vardır. En sevdiği film türü korku filmleridir. Duygusal filmler izlerken de sulugöz bir kıza dönüşür. Tıp fakültesi son sınıfta da zekası sayesinde iyi bir öğrenci olmayı başarmaktadır. Sınav dönemlerinde çok gergin olur ama az ve öz çalışması her zaman meyve verir.

 

MELİH

Son derece titiz, düzenli, aristokrat, mesafeli, çalışkan bir doktor.

1967’de İzmir’de doğmuştur. Babası Ömer Değirmenci, Ödemiş’li büyük çiftlikleri olan bir adam iken yaşlanınca oğlu Melih’in Ege Üni. Tıp fakültesini kazanması bahane etmiş Ödemiş’teki mal varlığının önemli bir bölümünü satarak İzmir’de Alsancak’ta değerli emlak satın alarak İzmir’e taşınmıştır. Melih ailenin büyük oğludur. Kendisinden küçük iki kız kardeşi bulunmaktadır. Melih’in annesi Nahide Hanım ise aslen Kuşadası’nda Osmanlı’dan kalan asilzade bir aileye mensup aristokrat yaradılışlı bir kadındır. Gençliğinde ailesinin maddi zenginliğinin gittikçe kötüleşmesi onu Ödemiş’li zengin biriyle evlenmeye itmiştir. Öte yandan Nahide Hanım, Ödemiş gibi küçük bir kasabada yaşıyor olmalarına rağmen bütün çocuklarını adeta saray terbiyesi ve disiplini içinde büyütmüştür. Nahide Hanım eşinin köylülüğünü beğenmese de yıllar boyu eşine ve çocuklarına bu konuyu sorun yapmamıştır. Fakat çocukları, başta Melih olmak üzere babası Ömer’i kaba ve köylü olmakla için için suçlamışlardır. Melih evin büyük çocuğu olarak Ömer ile derin bir rekabet içinde olagelmiştir. Bütün bunların sonucunda Melih son derece titiz, düzenli, aristokrat, mesafeli, çalışkan bir doktor oluvermiştir. Özgüveni yerindedir ancak yalnız kaldığı zamanlarda kendisi hakkında çok fazla kötü düşünen birisidir. İmajını sağlam ve sarsılmaz yapmaya çalışmaktadır. Giyimine, konuşmasına, tarzına dikkat eder, yavaş ve seçerek konuşur. Teorik olmaktan çok pratik bir insandır. Mesleğinin ve hayatın teorik yanlarına çok ilgi duysa da teorik konularda hızlı gelişme sağlayamaz. Bunda zekasındaki eksiklik değil de çevresel faktörler daha etkilidir. Oldukça zengin bir ailenin ferdi olmasının sonucu kendi ayarında bir burjuva çevresi içinde yaşamını sürdürmektedir. Babası Ömer Melih için İzmir’e taşınmıştır ancak Melih ondan bir kez daha kaçarak İstanbul’a taşınır. Çağdaş görüntüsünün altında son derece muhafazakar ve sabit fikirli bir adam vardır. Muhafazakarlık, politik anlamda değil yeni fikirlere kapalı olması anlamındadır. Ancak; Aslı ve Nevin ile yaşayacakları hipnoz deneyimleri onda oluşacak derin değişiklikler için bir başlangıç olacaktır.

 

OĞUZ

Gizemli, ürkütücü, çocuk ruhlu, “özel”…

14/11/2007

Sinemada yıllarca seslerini duyduk. Kimse tanımadı onları. Sinem

Laurel-Hardy, Arşak Palabıyıkyan (Groucho Marx)


Balıkçı Osman seslendirmelerinde kendi esprilerini de katarak
hem, bu karakterlerin hem de sinema sanatının Türkiye'de ilgi
görmesine katkıda bulunan sanatçı
FERDİ TAYFUR'dur.


Sinemada, İtalyanların ünlü komedyeni Toto'yu konuşarak
büyük başarı kazanmış sanatçı Necdet Mahfi AYRAL'dır.


Cüneyt Arkın'ı  Abdurrahman PALAYToron KARACAOĞLU.


Ayhan Işık ve İzzet Günay'ı   Hayri ESEN  seslendirdi.


Göksel Arsoy'dan Ediz Hun'a Cüneyt Arkın'dan, Orhan Gencebay'a, İbrahim Tatlıses'ten, Ümit Besen'e kadar pek çok oyuncuyu Abdurrahman PALAY seslendirmiştir.


Filiz Akın'ı, Fatma Girik'i, Muhterem Nur' u  Adalet CİMCOZ  seslendirdi.

Daha sonra Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit'iJeyan Mahfi AYRAL seslendirmiştir.


Emel Sayın'ı bütün filmlerinde Jeyan Mahfi AYRAL seslendirmiştir.


Kadir İnanır'ı pek çok filmde Esen GÜNAY seslendirmiştir.


Gülşen Bubikoğlu ve Necla Nazır'ın bazı filmlerdeki sesleri Jeyan Mahfi AYRAL'a aittir.


Fikret Hakan'ı Levent DÖNMEZ seslendirmiştir.


Türkan Şoray'ı pek çok filmde Nevin AKKAYA konuşmuştur.


Bazı filmlerde Türkan Şoray'ı Alev EMRE seslendirmiştir.


Başta Erol Taş olmak üzere pek çok kötü adamın sesi Saadettin ERBİL'e aittir.

Tarık Akan'ın eski filmlerindeki sesi Pekcan KOŞAR'a aittir.


Tarık Akan'ı bazı filmlerinde Erdal Özyağcılar seslendirmiştir.


Sezercik'ten Gülşah'ın sesine kadar pek çok çocuk yıldızın sesi Nilgün Özhan KASAPBAŞOĞLU'na aittir.


Önceleri Ayşecik daha sonrada Ömercik sesi olarak tanıdığımız ses
Birsen KAPLANGI'ya aittir.


Ayşecik'i (Zeynep Değirmencioğlu) bazı filmlerinde Nursan DİLTEMİZ  konuşmuştur.


Bir kaç filmin dışında Parla ŞENOL oynadığı filmlerde kendi sesini kullanmıştır.

İlk filmlerinde Bülent Ersoy'un sesi Güner ÜMİT'e aittir.

Bazı filmlerde Serpil Çakmaklı'yı Sermin Hürmeriç seslendirmiştir.

İlk filmlerinde Öztürk Serengil'i Mücap OFLUOĞLU seslendirmiştir.
Zeki Müren Bütün filmlerinde seslendirmeyi kendisi yapmıştır.


Bazı filmlerde Hakan Balamir'i Atilla Olgaç seslendirmiştir.


Hulusi Kentmen'den Kadir Savun'a kadar pek çok sanatçıyı
Kemal ERGÜVENÇ seslendirmiştir.


Nubar Terziyan'ı bir çok filmde Rıza TÜZÜN seslendirmiştir.

 

Yıllar önce sinemalarda çok iş yapan Yavru ile Katip filminin
seslendirmesini  Altan ERBULAK (Katip) ve Erol GÜNAYDIN (Yavru) yapmıştır.

18/10/2007

30 Gün Gece

David Slade’in yönettiği ve Josh Hartnett, Melissa George, Danny Huston ile Ben Foster’ın oynadığı 30 Gün Gece (30 Days of Night), 16 Kasım 2007’de Warner Bros. dağıtımıyla Fida Film tarafından vizyona çıkarılıyor. Alaska’nın Barrow kasabası her kış, 30 gün boyunca, zifiri karanlığa gömülür. Bu kış, ortaya çıkan gizemli bir grup, kasabada kalan insanlarla beslenmek için son bulmayan bu karanlıktan faydalanmayı beklemektedir. Şerif Eben, sayıca gitgide azalan hayatta kalanlar grubu tekrar gün ışığına kavuşana dek ayakta kalmak için ellerinden gelen her şeyi yapmak zorundadırlar.

30 GÜN GECE

“30 DAYS OF NIGHT”

16 Kasım 2007’de sinemalarda.

Dağıtım: Warner Bros.

İthalat: Fida Film

 

Alaska’nın ücra bir köşesindeki Barrow kasabası her kış, 30 gün boyunca, zifiri karanlığa gömülür. Çoğu kasaba sakini güneye yöneldiği için hüzünlü bir dönemdir bu. Bu kış, ortaya gizemli bir grup çıkar: Bu grup, kasabada kalan insanlarla beslenmek için son bulmayan bu karanlıktan faydalanmayı beklemektedir. Columbia Pictures’ın “30 Days of Night/30 Gün Gece” filminde, Barrow Şerifi Eben (Josh Hartnett), ayrı yaşadığı karısı Stella (Melissa George), ve sayıca gitgide azalan hayatta kalanlar grubu tekrar gün ışığına kavuşana dek ayakta kalmak için ellerinden gelen her şeyi yapmak zorundadırlar.

 

Columbia Pictures bir Ghost House Pictures ve Dark Horse Entertainment ortak yapımı olan “30 Days of Night/30 Gün Gece”yi sunar. Başrollerini Josh Hartnett, Melissa George, Danny Huston, Ben Foster ve Mark Boone Junior’ın paylaştığı filmi David Slade yönetti. Filmin senaryosunu IDW Publishing’in Steve Niles ve Ben Templesmith imzalı bir çizgi romanına dayanarak yine Steve Niles, Stuart Beattie ve Brian Nelson kaleme aldı. Sam Raimi ve Rob Tapert’ın yapımcılığını, Chloe Smith ve Ted Adams’ın ortak yapımcılığını üstlendiği “30 Days of Night/30 Gün Gece”nin yönetici yapımcıları ise Joe Drake, Nathan Kahane, Mike Richardson ve Aubrey Henderson. Filmin görüntü yönetimi Jo Willems, yapım tasarımı Paul Denham Austerberry, kurgusu Art Jones, kostüm tasarımı Jane Holland, bestesi ve müzik amirliği ise Brian Reitzell tarafından gerçekleştirildi.

 

YAPIM HAKKINDA

 

30 Days of Night/30 Gün Gece”nin beyaz perde yolculuğu Steve Niles ve Ben Templesmith imzalı çizgi romanın yayımlanmasıyla başladı. Üç kitaplık bu mini seri her iki yazar için de kariyerlerinde bir dönüm noktası oldu. 

 

Bu tür hikayeleri beyaz perdeye taşıyabilmek için meslektaşı Sam Raimi’yle ortaklaşa Ghost House Productions’ı kuran yapımcı Rob Tapert, “Güneş bir aylığına battığında, Barrow-Alaska’ya yaratıkların gelmesi düşüncesine bayıldık” dedikten sonra, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bizi heyecanlandıran bir projeydi çünkü sunduğu yoğunluk ve korku bu tür filmlerde gençken de hoşuma giden bir özellikti ve bugün de bana hâlâ keyif veriyor. ‘30 Days of Night/30 Gün Gece’ Sam için de benim için de, ‘Evil Dead’ köklerimize bir geri dönüş”.

 

Raimi ve Tapert filmin yönetimi için ilk bağımsız filmi “Hard Candy”yle kendilerini etkileyen David Slade’e teklif götürdüler. “David’in kendine özgü bir stili ve çalışma şekli var” diyor Tapert ve ekliyor: “Ne istediği ve her şeyi nasıl istediği konusunda çok net bir fikir oluşturuyor; ardından da bunları oyuncularla birlikte hayata geçirmenin bir yolunu buluyor. Ayrıntılara önem verilen çok sayıda dar ve yakın plan çekimlerini fazlasıyla tercih ediyor ki bunlar filmi heyecanlı bir şekilde alıp götürüyor”.

 

Yönetmen David Slade ise şunları söylüyor: “Bu projeye katılmadan çok önce, çizgi romanların ilk baskısını satın almıştım. Ben Templesmith’in çalışmalarını seviyorum; özellikle Eben’ın dışarı bakıp yaratıkları ilk gördüğü kareye bayıldım. İlk filmimi yönettikten sonra, katıldığım bir toplantıda Columbia Pictures yöneticilerinden biri yapım hakkını ellerinde bulundurduklarını söyledi. Bunun üzerine, ‘Bir dakika, bu proje için parmağımı bile keserim!’ dedim”.

 

Yönetmen filmin görüntüsünü yaratırken gerekli ilhamı yine kaynak malzemeden aldığını söylüyor: “Görüntü açısından, filmin, Ben Templesmith’in çok beğendiğim çalışmasına olabildiğince yakın olmasını istedim. Makyaj departmanının bir miktar protez ve kauçuk kullanması gerekti ama bunu en az düzeyde tuttuk. Onları tanıyabileceğiniz kadar insanlar ama sizin benim gibi değiller”.

 

Yapımcılar yaratıkları hayata geçirmek için, daha önce “The Lord of the Rings/Yüzüklerin Efendisi” ve “The Chronicles of Narnia/Narnia Günlüğü”nü Oscar’a layık biçimde beyaz perdeye aktaran Yeni Zelanda firması Weta Workshop’ın sanatçılarıyla çalıştılar. “Ben’in çalışmasına kesinlikle sadık kalmak istedik ama bir yandan da bu nesil için şoke edici, orijinal bir tasarım, yeni bir Nosferatu yaratmayı hedefledik” diyen Tapert, sözlerini şöyle sürdürüyor: “David Slade nihai görüntüyü yaratmak için Weta’dan Gino Acevedo ve bir konsept sanatçısı olan Aaron Sims’le çalıştı. Burada Los Angeles’ta Aaron’la bazı tasarımlar oluşturdu. Sonra Gino bu iki boyutlu çizimleri aldı ve üç boyuta taşıdı. Gino ve teknisyenler ekibi tüm protezlerin kalıp, yapım, renklendirme ve uygulamalarını gerçekleştirdiler. David ve benim yaratıklarda görmeyi umduğumuz estetiği yakalamak konusunda inanılmaz bir iş çıkardılar”.

 

Filmde Barrow’nun şerifi Eben rolünü üstlenen Josh Hartnett, orijinal çizgi romanın bu türün tüm en iyi öğelerini birbirine harmanlayış şekline hayran kaldı. Bu konuda, “Komik ve korkutucu, basit ama kusursuz bir hikayeydi. Karakter merkezli oluşu özellikle hoşuma gitti. İlginç karakterleri hikaye boyunca izleyebilirseniz, onların doğaüstü dünyasına adım atabilirsiniz” diyor.

 

Hartnett, Eben rolünü kabul etmeden önce, yönetmenin filmle ilgili vizyonunu tartışmak üzere David Slade’le buluştu. “Yirmi bir yaşımdan beri gittiğim bir barda buluştuk; benim çok rahat iyi tanıdığım bir yerdi. Oradan ayrılırken, David barın resimlerini çekti ve birkaç gün sonra da bana onları e-postayla gönderdi. Resimlerin görüntüsünü öyle bir hâle getirmişti ki, tüyler ürpertici olmuşlardı; barı tanıyamadım. ‘Bu adam gerçekten insanın kanını donduracak bir şey yapacak’ diye düşündüm”.

 

Eben’ın ayrı yaşadığı karısı Stella’yı canlandıran Melissa George ise karakteri için, “Çok güçlü bir kadın” diyor ve ekliyor: “Sertlikle çaresizliği birleştiren rollere bayılıyorum. Stella kasabasındaki insanları seviyor; Eben’ı seviyor; ve silahını seviyor”.

 

Yaratıkların lideri Marlow’u canlandıran Danny Huston’ın yorumu ise şöyle: “’30 Days of Night/30 Gün Gece’ çok yalın bir sinemacılığı temsil ediyor. Sizi çok korkutacak. Ayrıca, bir çizgi romana dayandığı için çok da stilize bir film”.

 

 

16/9/2007

Cervantes Enstitüsünde Eylül - Aralık Film Gösterimleri

İspanyol Kültür Merkezi - Cervantes Enstitüsü’nde film gösterimleri başlıyor. İspanyol Kısa Film Günleri’nin ilk gösterimi 14 Eylül’de saat 20:00′de Endülüs Kısa Filmleri Kataloğu 2006 II başlığı altında 112 dk.lık gösterimle yapılıyor. 21 Eylül’de ise 135 dk.lık Kısalarda Kanarya Adaları gösterimi var. Cervantes Enstitüsü iletişim bilgileri şöyle: Tarlabaşı Bulvarı, ZAmbak Sok, No: 33, Taksim, İstanbul.Tel: 0212 2926536, Faks: 0212 2926537, e-posta: cenest@cervantes.es

23/8/2007

Yeni sezonda Türk sineması


Türk sineması önümüzdeki sezona nasıl hazırlanıyor? Hangi filmlerin çekimleri tamamlandı, hangilerinin çekimleri sürüyor? Hazırlık aşamasındaki projeler neler? İşte bir bilanço...


Türk sineması bugünlerde hummalı bir faaliyet içinde. Sinemacılar ofiste, sette ya da kurguda harıl harıl çalışıyor. Kimi yeni projesine start vermek için gün sayarken kimi de bitirdiği filminin prömiyerini en uygun festivalde yapmak için fırsat kolluyor. Yaklaşan sinema sezonu için karıncalar misali hazırlanıyorlar. Geçen sezonun başarılı filmlerinden bazıları ise uluslararası festivallerde gösteriliyor.

BİTENLER

Fatih Akın'ın "Yaşamın Kıyısında"sı sonbaharda

 

 İstanbul Film Festivali'nde yarışma dışı bölümde prömiyeri yapılan üç Türk filmi de vizyon bekliyor: Selma Köksal Çekiç'in "Fikret Bey"ini Bir Film dağıtacak. Berkun Oya "İyi Seneler Londra"yı, Engin Ayça "Suna"yı yeniden kurguladı. Nur Akalın, Ankara Film Festivali'nde yarışan "Joenjoy"u; Aren Perdeci festivallere seçilemeyen ilk filmi "Geçmiş Zaman Yolcuları"nı izleyici gözüyle ölçmeyi umuyor.

  Fatih Akın'ın Cannes Film Festivali En İyi Senaryo ve Ekümenik Jüri ödüllü, Alman-Türk ortak yapımı "Yaşamın Kıyısında" adlı filmini sonbaharda izleyeceğiz.

Yabancı festivallerden vizyona geliyorlar

 

  Çeşitli festivallerde prömiyerlerini yapan filmler vizyon sırası bekliyor. Bunlardan ilki Tayfun Pirselimoğlu'nun Berlin Film Festivali Forum bölümünde gösterilen "Rıza"sı: Suç ve suçlu profili üzerine vicdan odaklı, minimalist bir çalışma... 26 Ekim'de sinemalarda.

  Semih Kaplanoğlu'nun Cannes Film Festivali Yönetmenlerin On Beş Günü'ndeki prömiyerinin ardından Karlovy Vary'de gösterilen "Yumurta"sı Fransız şirket l'Acacia tarafından satın alındı. Ocakta Fransa'da vizyona girecek, ayrıca Avrupa Film Akademisi Ödülleri'ne En İyi Film dalında aday adayı oldu. Kaplanoğlu'nun Cannes Cinefondation Atölye'de ilgi çeken projesi "Süt" bir Fransız ortak buldu. Batı Anadolu'da mekan arayan yönetmen eylülde çekimlere başlamayı planlıyor.

  "Bedr: Sinemada Bir Dolunay" adlı belgeseliyle tanınan Mehmet Eryılmaz "Hazan Mevsimi-Bir Panayır Hikayesi"ni sessiz sedasız bitirdi. Zümrüt Ekin, Fatih Al, Erol Babaoğlu, Tarık Köksal'ın oynadığı film bir yol şantiyesinde çalışan işçiyle panayırda çalışan bir kadının ilişkisini konu alıyor. Eryılmaz filmiyle öncelikle bir festivalde çıkış yapmayı planlıyor.


ÇEKİMİ SÜRENLER

Safa Önal'ın jübile filmi

 

 Uzun metrajlı "Fotoğraf! ve belgesel "Uzak" ile tanınan Kazım Öz'ün sadece birkaç sahnesi eksik kalan "Fırtına"sı 1990'lı yıllardaki öğrenci olayları üzerine bir film. Cahit Gök, Funda Sac, Selim Akgül, Asiye Dinçsoy oynuyor.

 "Dabbe" ile beklenmedik bir gişe başarısı elde eden Hasan Karacadağ bu kez de cinler hakkında bir korku filmi gerçekleştiriyor. "Semum" televizyonların sırlı, kalpli mistik dramalarına ilgi duyanlara göre bir film.

  Safa Önal'ın Yeşilçam starlarını topladığı, jübile filmi olarak değerlendirdiği "Hicran Sokağı" 7 Aralık'ta gösterime girecek.

  Anima stüdyosu, Türkiye'nin ilk uzun metrajlı üç boyutlu bilgisayar canlandırma filmi üzerinde çalışıyor. Yücel Ünlü gecekonduda yaşayan beş gencin yurtdışına "kapağı atma" hayallerini anlatan "Siyah Atlar Çetesi"nin çekimlerini sürdürüyor.

YAPIMDA OLANLAR

Mahsun Kırmızıgül yönetiyor, Yıldız Kenter ve Gazanfer Özcan oynuyor

 

  Postprodüksiyon çalışmalarına nokta koymak üzere olan filmler arasında en kıdemlisi Handan İpekçi'nin "Saklı Yüzler"i. İpekçi uzun süredir üzerinde çalıştığı filmde, namus cinayetlerini bölgeci olmayan bir yaklaşımla anlatıyor.

 Ulaş Ak'ın senaryosunu İrfan Tözüm ile birlikte yazdığı komedi "Avrupalı" (14 Aralık) da gişede iddialı. Cem Davran, Yasemin Kozanoğlu, Sema Öztürk, Kuzey Vargın gibi tanınmış oyuncuların rol aldığı film, Türklerin Batı ve Doğu kültürleri arasında kalan kimliği üzerine bir taşlama.

 Hüseyin Karabey politik içerikli bir aşk öyküsü olan "Gitmek"i tamamladı. Filmde Ayça Damgacı, Hama Ali Khan, Nesrin Cavadzade, Mahir Günşiray rol aldı. İstanbul'da başlayan çekimler sırasıyla Diyarbakır, Mardin, Silopi, Van, İran'ın Urmiye, Kuzey Irak'ın Erbil ve Süleymaniye kentlerinde yapıldı.

 Ümit Ünal "9"daki başarısını "Ara" ile tekrarlayacak gibi. Erdem Akakçe, Betül Çobanoğlu, Serhat Tutumluer ve Selen Üçer'in oynadığı film birbirini seven ama aldatan dört kişinin 10 yıla yayılan öyküsünü anlatıyor. Çoğu kapalı, tek mekanda geçen film HD çekildi.

  Reis Çelik, Doğu Anadolu'dan siyasi nedenlerle kaçıp Almanya'ya iltica eden bir delikanlının yaşadığı bunalımı anlattığı, uluslararası festivallerde şans tanınacak nitelikteki "Mülteci"nin kurgusuyla uğraşıyor. Haluk Piyes başrolde. Yardımcı rollerde ünlü ressam Balaban ve Halil Ergün'ün yanı sıra birçok deneyimli oyuncu var. 2 Kasım'da vizyonda.


Yılın en iddialı iki filmi "Ulak" ve Şener Şen'li "Kabadayı"

 

  Yılın en iddialı iki filmi de post prodüksiyonda. "Ulak", Çağan Irmak'ın yazıp yönettiği fantastik bir serüven. Çetin Tekindor, Hümeyra, Şerif Sezer, Yetkin Dikinciler ve çok sayıda çocuk oyuncunun rol aldığı film yapım değerlerinin yüksekliğiyle dikkat çekiyor.

  İkinci bir "Eşkıya" vakası olabilecek "Kabadayı" da merakla bekleniyor. Yavuz Turgul'un yazdığı, Ömer Vargı'nın yönettiği, Şener Şen ve Kenan İmirzalıoğlu'nun oynadığı bir film de gişeleri sallamazsa hangi film sallayabilir ki?

  Aydın Sayman'ın "Şanjan"ı bir Anadolu kasabasının delisiyle yaşlı bir adamla evlendirilen güzel kadının aşkını konu alıyor. Ekimde gösterime girecek filmde Berk Hakman, Selen Seyven, Çetin Öner ve Levent Yılmaz oynuyor.

  "Ölmüş Bir Koyunu Değerlendirmenin 37 Yolu"ndan sonra yine Türkiye bağlantılı bir proje oluşturan Ben Hopkins "Pazar / The Market"ın Van'daki zorlu çekimlerini tamamladı. Genco Erkal'ın oynadığı bu toplumsal içerikli İngiliz-Alman-Türk ortak yapımı öncelikle Berlin Film Festivali için şansını deneyecek.

  Mesut Uçakan "Anka Kuşu"nun kurgusunu bitirmek üzere. Pek çok önemli festivalden ödüller almış genç bir yönetmenin yaratılışı kavrama sancısı üzerine kurulu filmde Yalçın Dümer, Kenan Bal ve Kaan Girgin rol alıyor.

  Cemal Şan yalnız bir kadının aşk öyküsünü anlattığı "Zeynep'in Sekiz Günü"nü tamamlamak üzere. Fadik Sevin Atasoy'un Zeynep'i canlandırdığı film için Cemal Şan "Ali"den 10 yıl sonra ilk kez kamera arkasına geçti.

 "Sacayağı"nı Berrin Dağçınar yazdı ve yönetti. Balıkesir'de çekilen filmde Zeki Alasya, Tarık Papuçcuoğlu, Zeynep Eronat, Haldun Boysan rol aldı.

  Mahsun Kırmızıgül'ün yazdığı, yönettiği ve başrolünü oynadığı "Beyaz Melek"te Yıldız Kenter, Erol Günaydın, Emel Sayın, Gazanfer Özcan, Ali Sürmeli ve Fadik Sevin Atasoy rol alıyor. Filmin 2007 sonunda vizyona girmesi planlanıyor.

  Biray Dalkıran, senaryosunu Burak Sesli ile yazdığı "Cennet"in çekimlerini tamamladı. Atipik psikozlu bir çocuğun yarattığı hayal dünyasında yalnız olmadığını fark ettiği filmde Engin Altan Düzyatan, Fahriye Evcen, Mehmet Birkiye, Zeynep Pabucçuoğlu rol alıyor.

  Yeni gözdemiz korku filmlerine bir örnek olan Alper Mestçi'nin yönettiği "Musallat" 16 Kasım'da genç kitlenin ilgisine sunulacak.

  Sevilen komedyen Şafak Sezer'in başrolü üstlendiği, Leman'dan Ahmet Yılmaz'ın yazıp yönettiği "Kutsal Damacana" adlı komediyi 21 Aralık'tan itibaren izleyebileceğiz.

  Faruk Aksoy'un geçen yılki gençlik komedisinin devam filmi "Çılgın Dershane Kampta" 11 Ocak'ta gösterime giriyor.


HAZIRLIK AŞAMASINDAKİLER

Zeki Demirkubuz "Mehdi" ile koyu Beşiktaş taraftarlığını beyazperdeye aktarmayı planlıyor


Birkaçı dışındaki bu projelerin ne zaman gerçekleştirilebileceğini bilmiyoruz. Bazıları son hazırlıkları tamamlamak üzere.

  Yeşim Ustaoğlu "Pandora'nın Kutusu"nun çekimine ekimde başlayacak. Vahide Gördüm'ün oynayacağı film yönetmenin önceki filmlerindeki gibi hümanist-politik çizgide olacak.

  Sırrı Süreyya Önder ekimde motor diyecek. Tarlabaşı'nda hayat kadınlarının ve iyi eğitimli mültecilerin çocuklarına bakılan bir evde geçecek film "Beynelmilel"i aratmayacak gibi. Önder'in "Beynelmilel"i birlikte çektiği Muharrem Gülmez de "Akrep" adlı yeni projesi için Kültür Bakanlığı desteğine hak kazandı.

  Tarık Akan öyküsü kendisine, senaryosu Ziya Öztan'a ait 12 Eylül filmi "Solo" ile yönetmenlik koltuğuna oturuyor. Başrolleri İsmail Hacıoğlu ve Tarık Akan'ın "Yol"daki rol arkadaşı Şerif Sezer'in kızı Deniz üstleniyor.

  Önde gelen yönetmenlerimizin de yeni projeleri var. Nuri Bilge Ceylan 2008'de "Hayaller" adını verdiği yeni filmiyle karşımızda olacak. Bu kez profesyonel bir oyuncu kadrosu kuracağı söyleniyor. Ne çekeceği hep son anda belli olan Zeki Demirkubuz, "Mehdi" ile koyu Beşiktaş taraftarlığını beyazperdeye aktarabilir. "Reha Erdem'in "Hayat Var"ı küçük bir kızın dramatik öyküsünü anlatıyor. Yeni bir senaryo tamamlayan Derviş Zaim oyuncuları seçince motor diyecek.

  Usta yönetmenlerin de yeni projeleri var: Erden Kıral "Vicdan" adlı senaryosu için finansman ve casting çalışmaları yapıyor. Tunç Başaran "Arda Eda Hayta vs."de bir adam, bir genç kız, bir köpek vs.'nin hikayesini anlattığı senaryoyu bitirmek üzere. Ömer Uğur'un "Firar"ının ekimde çekilmesi düşünülüyor. Muhtemelen Yavuz Bingöl'ün oynayacağı film hapishaneden kaçan bir adamı konu alıyor.

Beyaz, Türk Drakula'da

  "Beyaz Hüzün-Sarıkamış"ın 26 Eylül 2008'e gösterime gireceği ilan edildi. Özcan Deniz ve Yetkin Dikinciler'in rol alacağı filmde Diane Kruger'in de oynayabileceği söyleniyor. Yönetmen olarak da Orhan Oğuz görünüyor...

  Ezel Akay'ın yeni projesi "sapına kadar komedi" diye tanımladığı "Türkiş Drakula" ya da "Drakula İstanbul'da". Kemal Kenan Ergen'in yazdığı filmde Beyazıt Öztürk oynayacak. KaraFilm ekimde Mehmet Ulukan'ın yöneteceği bir filme başlayacağını bildirdi. Büyükşehirde kaybolan bir Iğdırlı çocukla Nijeryalı maskotun öyküsü bir komedi olacak.

 "Zincirbozan" ile tartışma yaratan Atıl İnaç'ın "Büyük Oyun"u için mekan araştırılıyor. Van'da ve yurtdışında çekimi planlanan filminin kadrosu belli değil. Filmde uyuşturucu ve kimyasal silah kaçakçılığı ele alınacak. İlk filmi "Türev" ile Altın Portakal kazanan ağabeyi Ulaş İnaç'ın da yeni projesi "Mülk".

  Didem Erayda'nın aile dramı ve cinayetle karışık bir yol hikayesi anlatan "Lodos" adlı filminde Yeşim Koçak, Bulut Köpük, Ümit Çırak, şarkıcı Sarp, Mustafa Uzunyılmaz, Şebnem Dönmez rol alacak. Çekimler kasımda.

  Ortada yığınla yeni proje var. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın destek çıkardığı bir düzineye senaryo sıralanabilir. Bir kısmı bir-iki yıldır sürüncemede, diğerleri her an karşımıza bitmiş halde çıkabilir!

  Egemen Ertürk "Çıngıraklı Top"u yapabilmek için olağanüstü bir çaba veriyor örneğin. Savaş Ay'ın Cem Yılmaz'ın "Hokkabaz"ının esinlendiğini iddia ettiği "Şeytan Torbası", Mustafa Altıoklar'ın "Pisuvar Tedirginliği", Yavuz Özkan'ın "İlkbahar Sonbahar"ı, Mustafa Şevki Doğan'ın "Zeytin Dalı" ve daha birçok proje sırada bekliyor. Son yılların en üretken şirketlerinden BKM cephesi şimdilik sessiz. Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz'ın resmi açıklamaları bekleniyor. Her ikisi de senaryo ve ön hazırlıklar üzerinde çalışıyor.

 

Alin Taşcıyan/Milliyet

9/8/2007

Efsane, Çok Yakında Başlıyor...

8/8/2007

Metriks